Hatırla..

Güneş olmayı.. sarp dağların yamacına yayıldığını.. ısıttığını

Göğe uzanan dallarında yeşerdiğini.. sıcacık yuva olduğunu

Hatırla yükseklerden çağladığını.. doyurduğunu

Ve sonra bucaklara uzandığını.. derinlerindeki engin yaşamı..

Mavi olmayı hatırla.. göğsündeki sonsuzluğu

Vadilerde esmeyi..  nefes olmayı..

Hatırla..

Çayırlardaki coşkuyu.. dört nala nasıl koştuğunu

Göç ederkenki cesareti.. kanadındaki gücü..

İnancını hatırla.. topraktaki bereketini

Bir dut ağacının dalında.. çocuk olmayı hatırla

Zıplamayı.. neşeyi.. bayram şekerini..

Hatırla.. düşmüş bir yüreğe omuz olmayı..

Sarılmayı hatırla.. kucağındaki güveni..

Annenin dualarında olduğunu.. sevildiğini..

Son nefesi.. yükseldiğini hatırla.. kavuşmayı..

Hatırla..

bitmemeyi..

Yeniden başlamayı..

                                                    (Burcu Çırpanlı'ya)

 

 

Ben her mayıs.. Geri sayarım
Bahar uğramaz bahçeme
Pencerelere uzak duvarlar gibidir ellerim
Cama yansıyan mum ışığı kadar soğuk
Çekilir sularım..
Ruhumun kurumuş çakıllarıyla.. ben beklerim
Beklerim ki bu sonsuz mayıs geçsin gitsin
Takvimden kanatlanıp uçar bir kuşun sırtında..
Ardında bir kuyunun boşluğu.. kapkaranlıktır
Geri sayar yüreğim bu saatler
Çünkü yelkovan çınlıyordu mutfakta
Salonun ışıkları yanıktı..
Halbuki sabahtı..
Bir kitaptı komidin üstünde..
Buruşuk bir örtü tesellisinde..
Ayakkabılar ve cüzdandır aklımdan gitmeyen..
Sade kaldırım soğuğudur mayıs..
Günleri geri saymaya bile değmez...


Bir boşluktu belki.. içimdeki..
Bir çocukta mı gerçekti, yoksa bir kadında mı hayaletti..
Şimdiye kadarki; bir tül sessizliğindeydi..
Ve korku.. bir kuyunun sarhoşluğuyla üzerimdeydi..
Saksıdaki çiçek bitkinliğinde.. ümitsizdi..
ya şimdi?
Soyunduğumdu, kirli bir hasta önlüğü gibi..
Çürük meyveleri.. dolaptan attığım vakitti..
Şimdi dedemin bahçesindeki.. turunç ağacı mucizesi..
Kayıktan inmiş bir balıkçı.. nasıl ki iskelede sendelerdi..
Ayaklarından kayan sular gibi.. birden herşey değişti..
Elinden tuttum.. kendimi..
Ve şimdi ona bakandı içimdeki..
Perdelerin arkasındaki çocuk gibi..
Bekler miydi.. yoksa bakmadan gider miydi..
Göğe yükselen balon gibi..
Gözümü kamaştıran.. sevgiydi.. tünelin sonundaki ışık gibi..
Hiç yakalayamayacağım bir tren belki..


gelir en güçlü ve acımasız rengiyle..
açarım kollarımı.. hoşgeldin ey karanlık..
ben de seni bekliyordum
göster en siyahını..
dolan bedenime en dikenli halinle..
ne olacaksa olsun.. savur beni kuytulara..
bırakırım kendimi güvenle..
ne anlatacaksın.. dinliyorum..
sar beni.. sars beni..
ve fırtına dönsün semada..
ben daha çok soyunurum
 



Sabahları nasıldır bilmezsiniz..
Odalara dolar güneş.. izinsiz ve yüzsüz
Görürsün duvarların genişliğini..şaşırırsın
Boş aynaları.. yanaşmadığın
Tezgahın üstündeki çay bardağını..
Veya koltukta unutulmuş küskün bir kitabı
Akşamdan kalma sarhoş bir şişe kapağını..
Ben sabahları sevmem.. bilmezsiniz
Gizlenmez hiçbir keyifsizlik
Sessizlikler bölünmez ki..
Siz geceleri sanarsınız.. çekilmeyen..
Bir keresinde yaşadığınız terkedilişten bilirsiniz..
Siyah saatler korkutur sizi.. acı çekersiniz
Ne yanılgı..
Asıl sabahın apaçıklığında çarpar tekbaşınalık
Çaresini bilmez..  bakar kalırsın..
Hele mevsim baharsa..
Sabahları hiç sevmem.. bilemezsiniz..



yağmurun dinmesi gibi değil ki..

ya kayan bir yıldızın gözden kaybolması
bir piyanistin son vuruşu anahtara..
belki arkandan çarptığın bir kapı mı?
başka türlü aslında..
yankısına benzemiyor bir çığlığın
boşanma kağıdına atılmış son imza gibi değil..
tükenen bir kalemin silik izi..
yoksa gölgelere saklanan ışık mı yok olan?
uykudan önceki son bakış karşı duvara
başka türlü aslında..
yanağında gözyaşının kuruması gibi değil..
bir mektubun son satırındaki veda
veya bir çocukluk anısının eskimesi
unuttuğun bir isim gibi değil..
başka türlü..
ölmek başka türlü aslında..

About this blog

Bu Blogda Ara